Ucuz İş Gücü

Bu günkü yönetim biçimine göre devletin tepesindeki kurum, Türkiye’nin ucuz iş gücünü açıkça pazarlıyor. Çıkmazda olan ekonomi için çarelere bağlı bu pazarlamayı, iş gücüne ihtiyaç duyan tüm ülkeler ve özellikle Avrupalılar, bizi bizden iyi tanıyorlar. Çünkü yaklaşık on milyon vatandaşımız, dünyanın her yanında çalışmaktadır. Aynı zamanda, ekonomilerini pembe gözlük takmadan takip edenler, örneğin, bir $=7,5 TL, bir €=9 TL ve bir £=10 TL olduğunu görenler bu durumu rahatça anlayabiliyor.

Almanya’nın ünlü Volkswagen’i, Manisa Akhisar’da bir fabrika kurmaya niyetlenmiş ama son anda vazgeçmiş. Olayı, Sanayi Bakanı açıklayınca, nedenleri kamu oyunda tartışılır olmuştur. Ülkemizde ucuz işçiliğin asıl alanı olan tekstil, AKP’nin darbesini yiyince, otomotiv sektörü öne çıkmış ama daha vasıflı elemanlara ihtiyaç olmuştur. Buna rağmen yabancı destekli ana ve yan otomativ sanayileri oluşmuştur.

ABD, ülkemizde istihdam artırıcı işler ile uğraşmaz. Onlar, emeksiz ve bol kazançlı işlere, ya da kendi ürünlerini bize satarak paramızı çekerler. Madencilikte Bor örneği, diğerlerinde tütün, pamuk, şeker ve tarım ürünlerinin üretilmesine, yöneticilere baskı veya ambargo tehditleri ile engel olur ve onlardan almamızı sağlarlar. Mesela, TEKEL ve Şeker işletmeleri ile 1946 öncesi KİT’lerinin yok oluşu ve boşa çıkan emeklerin işsizliğe ve ekonomiye olan kötü etkisidir.

1946 kötü miladımız, tam bağımsızlık yolumuza takoz olan ABD ve isteklerine rıza gösteren seçilmiş yönetimlerimizdir. Bu yöneticilerin çoğu, vatana ihanet suçu işleyerek, bizi bu güne taşıdıklarını hemen eklemeliyiz.

Avrupa ülkeleri bu bakımdan farklı olup, haklı açıklamaları olmasına karşın ABD gibi içten pazarlıklı olmadıklarını kabul etmeliyiz. Mesela 1940 ve 1945 arasının 2.dünya savaşında yerle bir olan Almanya, 10-15 yılda toparlanıp artan yabancı iş gücü talebine en çok giden bizim insanlarımız olmuştur. AB’nin lokomotifi Almanya da hala çok sayıda insanımız vardır. Ayrıca bizdeki sanayi yatırımlarının arkasında Avrupalılar olup, bunun bir hedefi de devam eden işçi göçüne mani olmaktır.

Amerikan iki yüzlülüğü ile gelinen uçurumun kenarından düşmemek istiyorsak, Avrupalıların içinde olmaya çalışmalıyız. Evet, dünyanın her yanında çalışanlarımız var ama onların arkasından giden tarikatçılar ve siyasiler bir taraftan beyin yıkarken bir yandan da ceplerine uzanmaktadır. Aradan 60 yıl geçmesine rağmen gurbetçiler bu gerçeği anlamadı. Hem oranın ekmeğini yedi, hemde ihanetten geri kalmadılar.

Gurbetçilerin hatası, beyinlerini yıkayanlar yüzünden kendilerini yetiştirememektir. Oralardaki ücretlerini, buradaki asgari ücretle aynı görüp yönetenlerin başarısızlığını örtmeğe yardım ediyorlar. Bulundukları yerlere ters düşünce, “beğenmiyorsan ülkene dön” denince kıvırıyor ama kendilerini sorgulamayı asla düşünmüyorlar. Buna, “hem kel, hem de fodul” denmez mi?

06 Ocak 2021

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s