Bedava Hayat

Düşünebilen her insan, yaşamın her anında ihtiyaç duyulanların bedelleri olduğunu, yani “Bedava Hayat” olmadığını anlayabilir. Akıl özürlü olmadıkça,  yaşamın karşılığı olan borçlar mal, hizmet, para ile ödense de, vefa borcunun ödemesi zordur. Kimisi öder minnet ve sevgisini devam ettirir, kimisi başaramaz baskısını ahrete kadar taşır. İnançların tamamı insanlığa ahde vefayı anlatmak istemiş ama topluma yeterince yansıtamamıştır. Bu yüzden insanlığın böylesine önemli bir konusu, evrensel hukuk destekli olarak demokrasiye kalmıştır.

Evet, bedava hayat yoktur. Doğanın yasaları ve içgüdüsü ile her canlı neslinin devamı için çoğalmaya çalışır. Bu kapsamda çocuklarımız bizim geleceğimizdir. Ancak hiç bir çocuk dünyaya kendi iradesi ile gelmez. Bu yüzden çocukları hayata hazırlamaktan Anne ve Babalar(ebeveynler) sorumludur. Bazıları çocuklarını büyütürken, yaşlılıkta kendine bakmak üzere şartlandırır. Peki, bunun hatası neresindedir?

Her aile çocuklarını imkânı ölçüsünde iyi yetiştirmekle sorumludur. Bunu yaparken ülkenin iyi bir bireyi, ailenin hayırlı bir evladı olmasını isteyebilir. Ama ona asla bana bakmak için borçlusun dememesi gerekir. İşte bana göre hata buradadır. O zaten iyi bir birey olurken aile içi dayanışmaların değerini de anlamış olur. Aslında bizim inanç konusunda da benzeri hatalarımız oluyor. Mesela, Tanrı’nın cezalandırmalarını öne çıkarıp, sevecen tarafını yok saymış olmuyor muyuz?

Toplumumuzda sosyalleşmenin gelişmesini istiyorsak, demokrasiyi iyi anlamak için eğitilmeliyiz. Avrupalının diğer milletlerden farkı buradadır. İşte bu yüzden Avrupalı bireyleri arasında daha çok özveri, daha çok adalet, daha çok liyakat, daha çok sevgi ve saygı, daha çok paylaşım ve de daha az fakirlik, daha az işsizlik, daha az yalancılık ve daha az güvensizlik vardır. Haksız savaşlardan kendini ve ülkesini savunmaktan aciz dünyanın en az gelişmiş Ortadoğulusu dahi bize sığınıyor ama gözü Avrupa da oluyor.

Bedava Hayat olmadığına bir kez daha evet diyorum. Kazanılmış ve hak edilmiş hayat vardır. Bu, asla Ortadoğulunun miskinlik kültürü ve azgınlaşmış bencilliği ile olamaz. Avrupalının demokrasisine endeksli eğitim ve teknoloji bilimi ile üreterek tüketme anlayışı ile hak edilir. Bana göre hak edilmenin kısa yoldan iki seçeneği vardır. Ya demokrat olup efendiliği, ya da köleliği hak edersin. Zorbalara boyun eğen, ya da kendine zorba seçenler, efendiliği hak edemezler.

Düşmanının talimatları ile darbeler yaparak, sırtını düşmana yaslayıp yerli işyerlerini kapatarak halkına ben demokratım diyemezsiniz. 63 yıldan beri AB üyesi olamamak çağdaş eğitimin, daha çok ticaretin, tam bağımsızlık hedefinin önünü kapatmış, orta doğu arka bahçesi haline getirmiştir.

AB üyeliğinin şartları samimiyet, güven, üstte, daha çok ve daha az diyerek sıralanan hususlara erişememektir. Sümüklü bir yobaz ile sarmaş dolaş olup AB üyeliğine sırt çevirince ABD mandacılığına şapka çıkarttırmıştır. Son örneği ise, dünyanın kabul etmediği tonlarca asbestli hurda geminin, Aliağa kıyılarında sökümünü üslenerek çevre ve halk sağlığının ve yaşamının risklerini göremez hale getirmiştir.

18 Temmuz 2022

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s