Dik Duruş

Bin yılı aşkın Anadolu maceramızın bu günü daha iyi imkânlarda olmalıydı.  Hanlık, Beylik ve Sultanlık derken, girdiğimiz Cumhuriyet, Demokrasi ve Muasır Medeniyet yolunda bir şeyler eksik ki, hedeflediğimiz çıta düşük kalmıştır. Kıyaslama neye göre, kime göre diye düşünmeye gerek yok, muasır(çağdaş) medeniyete göre olduğu açıktır. Ancak bilinen bir gerçek var ki, o da ulusumuz üzerine düşeni fazlasıyla yapmıştır. Bu yazımda, cesaret ve fedakârlığını esirgemeyen halkımızın, ağırlıkla da, çocukluğumu yaşadığım batı Karadeniz bölgelilerin, geçmişten gelen zorluk ve ihmal edilişleri üzerinde durmak istiyorum.

Neden Batı Karadeniz, diyerek başlayalım. Söz konusu bölge Bolu, Zonguldak, Bartın,  Karabük ve Kastamonu’yu kapsıyor. Tarihi kömür madeni ile Zonguldak, demir-çelik işletmeleri ile Ereyli ve Karabük farklı durumda, Kastamonu ile Bartın ise, göç veren şampiyon illerden olmuşlardır. Nüfuslarının %75’i büyük kentlere, hatta başka ülkelere göçmesinin belgesi, seçilen Milletvekili sayılarıdır.

1950 seçiminde on vekil çıkaran Kastamonu, son elli yıldır üç vekil çıkarıyor. 1960, 61 ve 62 yıllarında Hakkâri Yüksekova da kalmıştım. 1961 seçiminde bir vekil çıkaran Hakkâri artık üç vekil çıkarıyor. Hakkâri, ülkenin doğu ucunda ve Ankara’ya 1410 km, Kastamonu ise, sadece 245 km mesafededir. Bu kıyaslama ile amacım, Hakkâri’nin yolları ve ekonomik kıymetini, Kastamonu’dan önde olduğu inancımı anlatmaktır.

Kastamonu’nun, sadece harika doğası ve koyları ile 200 km kıyı uzunluğu vardır. İç kesimleri ormanlarla kaplı dağlık ve ayrıca  azımsanmayacak verimli tarım arazileri vardır. Uluslar arası korumadaki Küre Dağları, farklı türde bitki örtüsü ile yaban hayvanları barındırması, dünya çapında ünlü kanyonları, şelaleleri ve tüneli vardır ama maalesef yeterince turizme kazandırılamamıştır.

Ben, Kuztekke doğumluyum. Kuztekke, 1987’ye kadar Cide’nin 40 km güneyinde, yaklaşık 60 haneli ve 600 kişilik bir köyü idi (Şimdi Şenpazar merkezidir). Her aile dağda bayırda ne kadar tarlası varsa eker biçer geçinirdi. Çok iyi anımsadığım 1948-52 arasında, bazı aileler ürettiğini erken bitirip kış ortasında zorda kalırdı. Köyün gençleri, 30 km mesafedeki Çaykara(Guble) iskelesine gelen mısırı sırtla taşırlardı.

Evet, Cumhuriyet bu şartlarda kurulmuş. Halk perişan, kapitülasyon borcu ödemesi, hiç olmayan yolların yapımı ve zorunlu tüketim mallarını üreten tekstil, tütün, şeker, kâğıt işletmelerinin kurulması, sadece köylünün ürettikleri yapılmıştır. O zaman Nine ev işlerini, Dede hayvan otlatmayı, Anne ve Baba da sabah erkenden, akşam geç vakte kadar tarlalarda çalışandı. Bunlara bir de ikinci dünya savaşının olumsuz etkilerini katın. Yardım yok, destek yok ama samimi dayanışma ve tükenmeyen umutları vardı. Atatürk’ümüz, geçinemeyen varsın gitsin dememiş, “Köylü milletin efendisidir” demiş ve onları gururlandırmıştır.

Sonra, sırtlandıkları azıkları ile kentlere göçüldü. Bulduğu işe sarılıp, yapabildiyse gecekondusunda ailesi ile düzenli yaşadı. Yalansız, isyansız, çocuklarını yetiştirdi. Hayata, yöremizden gelen güzel duygularla devam edildi. Kaynak olarak veremesem de, kentlere göçenlerin en az suça ve teröre karışanları, yöremiz insanları olduğunu belirten açıklamalar gördüm. Böylesine dik duruşumuz, kendimize daha çok güveni, ülkemize daha faydalı olmamızı sağladı. Buna farklılık denmez mi?

08 Ağustos 2022

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s