Her bireyin farklı davranışlarını insanlara has değerlendirmeler ile analiz edileceğine inanıyorum. Dolayısıyla daha doğru sonuçları, yine insanların kendisi için yapacağı yansız özeleştirilerde görebiliriz. Paylaşan-paylaşamayan, haklı-haksız beklentileri olan, özveri ve liyakate yakın-uzak olan bireyleri, yaşam aynasının yüzü ile tersinden görerek değerlendirmek mümkündür. Oldukça geniş kapsamlı bu konuyu, daha çok pratik yaşayıp anlatmada, yolun sonuna gelmenin avantajı olacağına güveniyorum.
Kapris ve daha kötüsü de bencilliğin, insanlara kene gibi yapışıp bırakmayan ve o insanın karakteri ile özdeşleşip ömrünün sonuna kadar çektiği baş belasıdır. Yapmak istediği, her şeyin en iyisini yemek, içmek, giymek ve hak etmediği iyilere sahip olarak paylaşmamaktır. Aslında bu, kalıtsal bir durum olmayıp, ailenin aşırı korumasına bağlı gelişmenin sonucudur. Özetle kapris ve bencillik, birbirine kardeş gibidir.
Bizler, küçük boyutta kalmış bencillikler üzerinde fazla durmaz, ya ailenin tek çocuğu ya da varlık içinde büyüdüğüne bağlı der geçeriz. Ama demokrasi ortamında devleti yönetme isteklerine gelince, kapris ve bencillik boyutu değişiyor. Çünkü sebep açıktır yetkiler büyür, denetim istenmez. Böyle olunca, konu demokrasiye de ters düşüyor. Üzücüdür ama buna rağmen seçmenimiz sorgulamadan ne istenirse evet diyor.
Türk insanının, tabii ki Türk seçmeninin, öz dilindeki sözcüklerinden “saftirik” sözünü anımsayalım. Seçim, demokrasinin en çok sorgulanarak yapılan tam anlamıyla kutsal bir görevidir. Bizim insanımız biraz bilinçsiz ama daha çok iyi niyet ile sorgulamadan ve seçilenlere hesap vermeyi, hatta onlara itaati düşünerek seçerler. Bu yüzden her seçilen, seçmenini yalan dolan ile kandırmaktan geri kalmazlar. Evet, seçilenlerin çoğunun bencil ve kötü niyetli olduğunu görüyoruz. Kendileri istemezler ama bizler, seçilecekleri bencillik ile yaş sınırı ve eğitim testinden geçirebilsek çok iyi olacaktır.
Belki bazılarımıza, 60 milyon seçmene saftirik sözcüğünü yakıştırmak ters gelebilir. Ama TDK’na göre öz Türkçe olduğu açıktır. Kendi sözümüze ters, arabın yalellisine düz bakmanın sonucu sorgulamadan yana olmadığımızın kanıtıdır. 2,3 milyar Hıristiyan incili dilleri ile okur, 1,7 milyar Müslüman Kur’anı, sadece arapça okunsun ister. Böylece, Atatürk’ün hazırlattığı Ku’an çevirisine devrim denmek zorunda kalınır.
Günümüz Ortadoğusunda 8,5 milyon Yahudi’nin katliamından yakınılıyor. 1,7 milyar Müslüman Camilerde naralar atar, hadi git Filistin halkına yardım et dense kaçacak delik arar. Bu ödlekliğin tek açıklaması, sorgulamadan sürü gibi yaşamaktır. Ülkemiz Tarikat ve cemaatleri, 7 yıl önce devleti devirme cüretini kendi yüreği ile değil, sırtını ABD’ye dayayarak yapmak istemiştir. Ne yazık ki bu seviyesizlikte sorgulanmamıştır.
Demokrasi ile gelişmiş dünya milletleri düzeyine(AB) çıkmanın hayalindeyken, yirmi iki yıl kıdemli yönetimin başarısızlığı ile dünyanın en fakirleri düzeyine düşürmüştür. Ne gariptir ki onlar, hala memleketi en iyi biz yönetiriz diyorlar. Acaba, demokrasinin adı ortadoğu demokrasisi olduğu için mi? Öyle ise geçmiş ola, zaten testlere gerek kalmamış ve şamar oğlanları arasındaki yerimizi almış sayılırız.
27 Haziran 2024
Hüsnü ARSLAN