Para

Artık haberlerde, Napolyon felsefesi ile konuşuluyor ve sadece muharebelerde değil,  tüm savaşları kazanmanın şartı “Para, Para, Para!” deniliyor. Bu sözcüklere yabancı değiliz, yetmişli yıllarda Senar Yurdatapan’ın yazdığı, validesi Ruchan Çamay ile Cici Kızlar’ın seslerinde meşhur olmuş şarkıdan, birde televizyonlara çıkıp hepimizin anladığı şekilde anlatan ekonomistlerden duyardık. Ama artık, yirmi yıllık iktidar sayesinde, pazar ve market haberleri ile duyuyoruz.

Para, günümüzün gelişmiş teknolojik imkânlarına rağmen, hala mal ve hizmetlere ait kıymetlerin ölçü aracıdır ve başlangıç yeri olarak, Anadolu’muzun adı geçmektedir.  Paranın tarihine, internet kayıtlarından bakarak bilgilenebiliriz. Ama çoğumuz için ucuz ve faydalı kaynak olacağı görüşü ile Türkiye İş Bankası Kültür yayınlarından ve yazarları, Catherine Eagleton ve Jonathan Williams olan “Money History” kitabının, Fadime Kâhya tarafından 2011 yılındaki çevirisini önermek isterim.

Ekonomi,  çağdaş toplumların olmaz ise olmazı konusudur. Anadolu, geçmişin ipek yolu(doğu ile batı arsındaki ticaret yolu)nun kavşağı oluşu ve para’nın başlangıç yeri olması nedeni, beklide ipek yoluna bağlıdır. Yakın geçmişimizin “izm’lerinden KAPİTALİZM’in rakibi kalmadığına göre, konuyu bilgi penceresinden bakarak takip etmek zorundayız. Çünkü bu sistemde para kime aitse patron da odur. Zira siyasetçi, bankacı ve benzerleri, patron adına iş yapan, yani çalışanlardır. Hiç birinin, “ben yaptım oldu” deme lüksü yoktur.

Bizler, çalışmak için başvurduğumuz işyeri patronuna, nasıl bilgi ve becerimizi satıp çalışma hakkına sahip oluyorsak, meydanlara çıkan siyasetçilerde, oylarınızla bizi işe alırsanız, işlerinizi en karlı ve verimli yaptırıp, sizlere hesap vereceğiz demiyorlar mı? Ve bunun açık sözleşmeleri yasalar, özelliklede anayasa(ana sözleşme) olmuyor mu? İnsanlık, tanrıya kulluk etmek için dahi buyruklarına ve yasaklarına uyma sözü verir. Çünkü bunlar, dayanışmaların(inanaç ya da demokrasi) temel kurallarıdır.

Ben yaptım oldu diyen veya öyle düşünen bir insan asla demokrat olamaz. Bu ülkede, bir asırdır demokrasi var denmiş ve o şartlarda göreve gelmiş bir siyasetçi, aralıksız 20 yıl iktidar olup ekonomiyi batağa sürüklediği halde, benden başkası bu ülkeyi yönetemez derse, demokrat değil,  diktatör olmak istiyor demektir. Unutmayın, daha öncekiler BEN; BEN demedikleri halde halk istediği için siz geldiniz. Millet benden başkasını istemiyor deme hakkınız olamaz. Tersine, bunca şikâyet ve sıkıntıya karşı, millet önüne sandık konulmasını istiyor.

Bu ülkede erken seçim çok oldu. 07 Haziran 2015 seçiminden beş ay sonra 01 Kasım 2015, erken seçim değil miydi? İşine gelince seçim var, gelmeyince yok, demokrasi bunun neresinde? Eğer demokrat olsaydınız, 20 yıl sonra yaşattığımız bu sıkıntı için bizi bağışlayın ve buyurun sandık, istediğinizi seçin demeniz gerekirdi.

Demokrasi böyle olunca güzel, Avrupalı bunu yapabildiği için demokrattır. Küçücük bir Avrupa ülkesine sen burada fazlasın denmiyor ama Ortadoğunun milletleri şamar oğlanı oluyor ve liderleri de lağımlardan toplanıyor. Bana göre yönümüz Ortadoğuya dönmüştür.  Milletimiz ve liderlerimiz bu acı gerçeği çok iyi düşünmek zorundadır.

25 Kasım 2021

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s