Kumru

Doğadaki gezen canlılarının en sakini ve en az savunmasızı sanırım kumrulardır. Doğa canlılarının lafebeleri de, insanlar olabileceğini sanıyorum. Bu yüzden kumrular, gezen doğa canlıların iyi niyet, sevgi ve sadakat temsilcileridir diyorum. Ve de kurban bayramı ortamını unutmadan, onlardan alacağımız dersler olduğunu anlatmak istiyorum.

Kastamonu ili sınırları içindeki Küre Dağları ile iç içe olan bu günkü adıyla Şenpazar ilçesi, doğduğum ve ilk 15 yılımı geçirdiğim yerdir. Oranın özelliği, çok çeşitli bitki örtüsü ile yabanıl ve evcil hayvanları ve yetersiz de olsa insanlarını barındıran harika bir bölgedir. Yeşil bitki örtüsü yanında tarihi kanyonları ve henüz tanınamamış derin yer altı su tünelleri ile kültürel zenginliği de olan bir bölgedir.

Bunca canlı türü içinde, güvercin ailesini ve özellikle kumruları oralarda görmemiştim. Sanırım daha güçlü diğer kuşlar onları barındırmamışlar. Sonra, İstanbul Yeni Camii avlusundaki güvercinler ile Bursa’daki mahallemde birlikte yaşadığımız güvercinler ve kumruları çok yakından izledim. Bir zaman sonra güvercinler kayboldu, kumrular ise bizlere daha da yakınlaştı ve birlikte yaşamaya devam ediyoruz. Balkonlarımızda yuva yapıp yavrulamayı ısrarla istiyorlar ama biz, balkona çıkınca tedirgin oldukları için müsaade etmemek zorunda kalıyoruz.

Aile, farklı cinsiyetten iki kişinin birlikteliği ile kurulan bir yuvadır. Amaç, samimi ve güvenli olarak, o yuvayı geliştirmek ve de neslin devamını sağlamaktır. Bu, doğadaki tüm canlıların ortak serüvenidir. İnancımız ve doğaya göre Yüce Yaradan’ın canlılara kazandırdığı içgüdüyü, şartlara göre planlı olmasını da sağlamıştır. Mesela, barınma ve beslenmeye dayanan sorumlulukları hesaplamaktır. Bunu, sadece insanlar değil, doğal afetleri hisseden ve yaşayan tüm canlıların bildiğini belgesellerde görmekteyiz.

Bu yüzden küçük komşularımız kumruların yaşamlarından ders almak zorundayız. Kumrular, genelde çiftler halinde yaşıyor ve her ne kadar özellikle insanlara karşı güvenleri olsa da, sürekli muhtemel tehlikelere karşı dayanışma içinde oluyorlar. Sırası geldikçe biz onları kuş beyinli diyerek küçümseriz ama belki de %50’miz onların örnek yaşamını sürdüremiyoruz.

Yumurta öncesinde birlikte yuva yeri arıyor, birlikte yuva malzemesi topluyor ve oraya yumurtladıktan sonra, dişi yavrular çıkana ve kendilerine gelene kadar hep orada kalıyor. Bu sürede dişinin ihtiyaçlarını erkek bulup dişinin önüne taşıyor. Erkek, asla bu görevini bırakmıyor. Yani ana analığını, baba da balığını sadakatle sürdürüyor. Eğer insanlar bunu yapabilseydi, her yıl 4-5 yüz kadın cinayeti ve kadına şiddet olayı yaşanmaz, daha mutlu aileler ve huzurlu toplumlar oluşurdu.

Toplumlarda gelişmenin ön şartı, paylaşmada fırsat eşitliği ve adaletidir. Bu adalet, asla kayırma ile sağlanmamalı, mutlaka “liyakate”(bilgi ve beceri), dayanmalıdır. Dolayısıyla, bilgi ve beceriye ulaşmanın yolu eğitimde fırsat eşitliğidir. Yani fakirin çocuğu zeki de olsa imam hatibe, zenginin çocuğu aptal da olsa ABD okullarına gitmezdi. Siyasette yetki mühürünü ele geçiren avantajlı olunca o ülkede demokrasi topal demektir. Demokrasi için şartlarının özümsenmesi, yani “özveri” gerekir.

01 Haziran 2026

Hüsnü ARSLAN

Yorum bırakın