Her dilde bazı sözcüklerin çok farklı işlevleri vardır. Bu sözcükler ile karşılaşıp biraz irdelediğimizde vazgeçilmezliğini kabul ederiz. Örneğin, ehliyet, ahlak, adalet vb’dir. Bu gün “ehliyet” üzerinde durmak isterken, bu sözün taşıdığı değerleri yeterince ifade etme cesaret eksikliğimi itiraf ediyorum. Başarmak için var gücümle uğraşacağım ama başaramadıklarım için de peşinen af dileyeceğim.
Geniş kapsamlı olan ehliyet sözcüğü için aklı evvelin biri çıksa, “ülkemizde, sil baştan ehil bir kuşak yetiştireceğim” dese, önce onun ömrü bu süreye yetmeyecektir. Tabii ki bu tipler kendilerine göre tedbirler alacaktır ama yetiştirmek istedikleri Tanrı’nın akıl ile donattığı insanlar olacağına göre, durum ciddi anlamda zorlaşacaktır. Ne yazık ki, bu ülkede,”Dindar ve kindar nesiller yetiştirme” uygulaması hala devam ediyor. Peki, bu uygulamada ehil olma zorunluluğu var mı, var. O zaman bu ehliyet bilime, üretime ve ekonomiye yararlı mı, hayır. Çünkü papağan gibi ezber ötesinde bir katkı yoktur.
Şimdi örnekleyerek devam edelim; Ehliyet yazınca, sözcük veri kaynaklarımız ilk sırada sürücü belgelerini ele alıyor. Oysa A’dan E’ye nitelikleri de değişen sürücü belgeleri olduğu gibi sadece sürücü belgeleri de değil, aklınıza gelen ne kadar görev varsa tümü için ehil olma şartı ve dolayısıyla, ehliyet belgesine ihtiyaç vardır.
Üniversitelerin bir diğer adı, toplumun ihtiyaç duyduğu mesleklere ön lisans ile ara eleman, lisans ile sorumlu eleman yetiştiren “Yüksek Öğretim Kurumları(YÖK)”dır. Ben yaşlı biriyim ve ehil toplum yetiştiren kurumlara geçmişten örnekler vereceğim. Dört yıllık eğitimi olan Teknik Öğretmenlerin, Mühendisler gibi yetkileri yoktu. Keza Eğitim Enstitüsü mezunu Öğretmenler ve Harp Okulları da aynı durumdaydı. Bu yüzden, General ve Amiral’lik terfilerine Harp Akademileri mezunları ulaşıyordu.
Yaz-boz tahtasına dönen eğitimde, 8 yıllık orta öğretimin başına “imam” eklenmiştir. Alt yapı zayıf ama 200’den çok üniversite ne yetiştiriyor bilen var mı? Dikkat edelim, büyük özel sanayiciler, aynı zamanda üniversite sahibidir. Yani, devletin mezun ettiği üniversitelilerin çoğunu meydancı olarak işe kabul ediyor. Şimdi ebeveynlerimiz çok iyi düşünmelidir… Tarikatçıların yandaşı eğitimciler, oluşturmak istedikleri uzman öğretmenler ile nereye varmak istiyor?
Yıllardır, hesapsız ve plansız 4 yıllık lisans mezunu öğretmen yetiştirdiniz. Hu çekene kadrolu tam maaş, öğretmenim diyene asgaride sözleşme dahi vermiyorsunuz. Bu eğitimin adı asla milli değil, ümmi’dir. Okulları arka bahçe olan toplumların ürünleri ayrık otudur. Zamanla, o bahçe çölleşir ve o zamanda sebep olanlar için beddualar ile nefretler, ruhlarınıza ulaştırılmaya çalışılır. Ama siz bu ayrıntıyı, zaten bilerek kabullenmediniz.
Üniversiteli, asgaride olsa iş bulamıyor. İktidar, tarikatı peşin oy deposu görüyor. Tarikat ise, artırdığı kul ve kölesinin kazancına şeytanca bakıyor. Unutmayın, bu düzen devam etmez. Geri teperse hesap sorulur. Çünkü burası Türkiye’dir.
18 Ocak 2025
Hüsnü ARSLAN