Umut

Beklentilerimizin en kısa ve en güzel ifadesi “Umut”tur. Umut, hayaller için akraba, gerçekler için tanışmayı bekleyen yabancıdır. Umut varsa yaşama tutunmak kolay, yoksa kösülüp kalırsın. Bu bakış açıları ile umut sözü daha çok olumlu, eklere bağlı olarak ama daha çok olumsuzluğa açılmıştır. Keşke hep olumlu beklentilerimiz olsa da birlikte mutlu, umutlu sağlıklı yaşayabilsek diyorum.

Çoğumuz yaşamın vazgeçilmesi olarak gördüğü hayallerimize, aslında zamanı ve imkânları doğru ve bilinçli kullanarak ulaşabilir. Ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı “İnsan hayal ettikçe yaşar.”demiş ve umutlarımıza iyimserlik ile bakmıştır. Aynı zamanlarda İstanbul’da yaşayan bir diğer şair ve yazarımız Ahmet Haşim, umuttan çok umutsuzluğu işlemiştir. Bu iki ünlüden böylesine bir konuda söz etme gereğini duydum. Çünkü o dönem İstanbul ünlüleri bu iki ünlüye aynanın tersi ve yüzü demişlerdir.

Aynanın yüzü diyerek ayna üretmeğe kapı açmak istemiyorum. Çünkü o iş teknik bir konu hele bu günün elektronik ortamında insanı şaşırtan bir konudur. Netice itibarı ile bir aynaya sahip olup, sonra o basit aygıta dilediğimiz kadar bakar ve inceleriz. İşte,  umut dediğimiz tılsımlı sözcük, bizi umuda ve umutsuzluğa taşımaya yeter de artar.

Umut, yaşamın her anında ve her aşamasında karşımıza çıkan bir kavramdır. Daha doğrusu yaşam ile olumlu sonuçlara bağlı olduğu kesindir. Umudun gerçek değer olabilmesi için eğer bilinçli ise aileden veya yönlendirilen yetkili kurumların desteği, eğitim kurumlarındaki rehberlik öğretmeni yardımı olası öneridir. Umutla ilgili doğru adımlar, aslında devleti yönetenlerin en tabii görevidir. Ama nerede… Üniversite okudum diyen bir adamın diploması şaibeli ise, plan ve program yapıp çalıştıramaz.

Ben 45 yıl çalışan olarak işe alımlarda da görevlerim oldu. İş yeri, diyelimki sadece okuryazar meydancı alalım ilan veriyor, başvuranlar içinde azımsanmayacak kadar üniversite mezunları oluyordu. “Ailen seni üniversiteye böyle bir işte çalış diye mi yolladı?” “Haklısınız ama iş yok, umarım sizde bu işi çok görmezsiniz.” Neyse, konu uzun, manzara yürek yakıcı, sonuçlar ise umutsuzluğa kürek açıcı olarak devam… Ben ise “umut’a olumlu bakmaya çalışıyorum ama sonuçlar tersinde devam ediyor.

Umut için daha çok bireysel düzlemde baktık ama sonuçlar bizi ürküttüğüne göre, biraz da toplumsal açıdan ele alalım. İlk olarak yine eğitimden başlayalım ve ülkemizden devam edelim. Tarihimizin çok gerisine dalmadan, 1299 da başlayan Osmanlı’dan başlayalım. Osmanlı sarayda her alın bitiminde sefer ilan ediyor altınları kapıp dönünce sefa ile yaşıyor. Halkın eğitimi neymiş, umurunda mı dünya…

Son 405 yıl, arapların yılı oldu, Halife sen ol, altınların da yarısını al ama Türklerin din eğitimi bize kalsın. Anlaşma tamam, 505 yıl boyunca ve hala arap dölü “tarikatıma katıl ve bendeki cennet anahtar da senin osun” diyor. Tabii arap zengin sen köle, Peki, umut ne oldu? Bir film de “aga’nın p.oku üstüne p.k olmaz” deniyordu.  İyi de, şeyh’e kulluk ne olacak? Sen eşek olacaksın! Yani atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacak.

11 Ekim 2025

Hüsnü ARSLAN

Yorum bırakın