Evrenin mavi boncuğu gezegenimiz dünya üzerinde yaşayan yaklaşık sekiz milyar insanın yarısı kadın, diğer yarısı da erkektir. Aslında dünya üzerindeki canlı varlıklar ki bunlar, sınırsız sayılar ve biçimlerde olan bitkiler ve hayvanların da yarısı kadın, diğer yarısı erkek obje (nesne)’lerden oluşmaktadır. Hayvan türünün sadece bir kalemi ve en özeli insanları esas alıp devam edeceğimize göre, her yıl 08 Mart gününün, “Kadınlar Günü” oluşu üzerindeki görüşlerimi açıklamak istiyorum.
Kadın, insanların dişisi, ailenin sevimli ve güzel kızı, sonra vefakâr ve cefakâr annesi, daha sonra kıymet biçemediğimiz ninesi ve de teyzesidir. Daha ne olsun, yaşamın her aşamasında sevgi ile vefanın temsilcisidir. Yüce Yaradan’ımız da, kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmamızı ister. “Çünkü onlar, analarınız, kızlarınız veya teyzelerinizdir. Sizin hayırlınız, eşine hayırlı olandır. Kadınlara ancak iyi insanlar iyi davranır, onlara karşı ancak kötü kişiler, ihanet eder.”
Türklerde kadına verilen değere gelince; Orta Asya’da başlayan devlet yapılanması içinde, kadın daima erkeğin yanında ve söz sahibi olmuştur. Devlet yönetimindeki “Han ve Hakan” eşleri “Hatun ve Hanım” olarak anılmış, Hakan’lar sefere gittiğinde, kalanların yönetiminden Hatun’lar sorumlu olmuştur. Yüz yıl önce Cumhuriyeti kuran Atatürk ve arkadaşları, kadınlarımızı tüm medeni toplumlardaki kadınlara eşdeğer hale gelmiş ama ne yazık ki bir asır sonra kadınlarımız, o kazanımlarını kaybediyor.
Cumhuriyet ve demokrasi deyimlerine rağmen, Avrupalı istedi diyerek kadınlarımızı koruyan belgeler kabul ediliyor ama seçimlerde hazır oy olarak bilinentgtfgr Tarikat oyları dolayısıyla, kadın hakları anlaşmasından çıkılıyor. Buna, herkesin bildiği son örnek, “İstanbul sözleşmesidir”. Son beş yılda öldürülen kadın sayıları ile ülkemizde kadına olan şiddeti anlatmak istiyorum. “2020 = 300, 2021 = 280, 2022 0 334, 2023 = 315, 2024 = 394”. Kadınların öldürdüğü erkek sayısı ise sıfır olduğunu belirtmek gerekiyor.
1415 yıl önce başlayan İslam dini, kadına değer veren pek çok açıklamasına rağmen, sonraki uygulamalarda kadını ötekileştirdiği açıktır. Örneğin, RECM ile öldürülen pek çok kadın olmuştur ama bir erkek dahi yoktur. Yani erkek zinası yok kadın zinası var sayılıyor. Buna, mahkeme şahitliği için bir erkek yerine iki kadın olmasını eklemeliyiz.
Eğitim açısından bakınca durum daha da kötüdür. 1415 yıl sonra bu gün de tarikat tekkelerinde, kadının okula yollanmaması üzerinde orada olan erkekler yoluyla baskı yapıyorlar. Daha fazlasını da, politikacılara seçim kozu kullanarak diretiliyor. Çünkü kadın eğitildiği zaman çocuğunu eğitebiliyor. Yani, şeyh’lerin kâbusu kadınlar oluyor.
Üreten kadına gelince, dünyanın kapitalizm düzenine rağmen, İslam ülkeleri, kadının çalışmasını istemiyor. Buda, yetmeyen erkek kazancı ile mutsuz aile, az üretip çok tüketen ülkenin, cari açığı çoğalıp dışa bağımlı ekonomisi demek oluyor. Eğer bu gün, kasapların önünden geçemiyorsak, Pazar ve çarşıda seyirci gibi dolaşıyorsak ve demokrasiyi zora sokuyorsak, sonra da, ölene dek başta kalacağım diyen adamın, şapkasını önüne koyup düşünmesi, özellikle kadınlarımızın bu gidişi dur demesi gerekiyor.
07 Mart 2025
Hüsnü ARSLAN