Bağışlayın, yaşam hakkında kısa bir ön açıklama ile giriş yapmak istiyorum. Doğada, tüm canlılar doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Bunun adı kısaca ömürdür ve her canlının büyümek için korunmaya, ömrünün sonunda da sağlıklı ve huzurlu olmaya daha çok ihtiyacı vardır. Huzur, aynı zamanda mutluluktur ama mutluluk çoğunlukla kısa süreli olduğu için tercihimiz “huzur” ifadesidir. Bu yıl, 01 Mart ile başlayan Ramazan ayı, halkımızın bozulan sağlık ve huzurunu artırmasını diliyor, konumuzu, hastalık dolayısıyla geç kalmış “Postmodern Darbe”ye aktarıyorum.
Darbeleri ile ünlü ülkemizde ve 28 yıl önceki 28 Şubat’ta, “Postmodern Darbe” olarak kayıtlara geçmiş ve konuyu saptırmak isteyen iki yüzlü siyasetçilerimiz sayesinde en çok gündemde kalan bir darbe olmuştur. Neyse, biz kayıtlara bağlı kalıp, bilinenden farklı anlamındaki Postmodern darbeyi anlatmaya devam edelim.
Ülke yönetiminde darbe, “sen git ülkeyi ben yöneteceğim” diyenler için söylenir. Bizim ülkemizdeki darbeciler, sen git demiş ama kendisi de üç-beş yıl kalıp, bozulan düzeni iyileştirerek yeniden seçilenlere devretmiştir. Bu aynı zamanda, darbe yapanın darbe isteyen olmadığını kanıtlar. Mesela, şu an seçilmiş pek çok yerel yönetimlere, “sen git yerine ben bakacağım deniyor ve bunun ardından ülke yönetiminin başında, ölene dek ben kalacağım da deniyor. İşte asıl darbeci bu düşüncenin sahibidir. Çünkü 23 yıl devamlı halk desteği ile baştadır ve şimdi destek azalınca hazmedemiyor.
Keşke otoriter ya da darbeci olmak isteyip, halkın refahını ve ülkenin bekasını daha iyi hale getirecek yetenekte olsalardı, belki o zaman demokrat değil ama başarılı denirdi. Ama iktidarın aralıksız 23.yılında sefalet kol gezerken, bunu isteme cesareti, “Sen kal ve ben ne istersem ver” diyenden alınıyor demektir. İşte, 28 Şubat 1997’nin malum postmodern darbesi ile diğer seçilenlerin iş başına geçirilmesi olmuştur.
Evet, 23 yıllık AKP, 1999 depremi etkilerinden bozulmuş ekonomiyi düze çıkarma iddiası ile gelip başaramayınca ve özveri ile çekilemeyince, otoriter tek adam olarak kalmak istiyor. Anlamak istemedikleri Osmanlı’nın hali, Ortadoğu’nun hali, Komünist SSCB’nin hali, İran’ın hali ve Rusya’nın halidir. Artık, demokrat olamayan ülkelerin yaşama şanslarının olmadığını ama hala ben otoriter olacağım diyerek, ülkesinin yok olacağını, milletinin başka milletler egemenliğine geçeceğini kabul etmiyorlar.
Halkımız,102 yıldır demokrasi kaynaklı haklarının peşindedir. Her 4-5 yılda bir oyunu kullanıp vekilini seçiyor ama seçtiği vekili kendi değil, partilerin başkanları belirliyor. Üstelik tek adam seçilen parti başkanı, sınırsız yetkilere sahip oluyor. %50+1’e evet ama 600 vekil denetim yapamaz, karar veremez ise neden seçiliyor? Peki, o ne zaman ve kime hesap verecek? Evet, aziz dostlar, biz böyle paçamızı kaptırdığımız için demokrasiden böyle uzaklaşıyoruz. Dünyada eşi benzeri görülmeyen tek adam, Osmanlı ve Arap ülkelerinde bile olamamış tek adam, demokrasiye geçit verir mi?
Ne pahasına olursa olsun, bu dertten kurtulmalıyız. Aklımızı başımıza toplayıp ya çözmeliyiz, ya da çözmeliyiz. Bizi demokrat yapan Gazi Mustafa Kemale ve canını feda eden atalarımıza olan vefa borcumuz için gerçek demokrasiye ulaşmak için bıkmadan, usanmadan çalışmalıyız.
06 Mart 2025
Hüsnü ARSLAN