Anımsatmak

Hayata dair diyerek yaşanmışları ve yaşananları amatörce anlatmak istemenin asıl tanımı, sanıyorum  “yazarlık” değil, ifade özgürlüğüdür. Zaman hızla akıp giderken, çocukluğumuz dün gibi yakın geçmişte kalıyor ve bizler de ömür tamamlayan yaşlılar oluveriyoruz. Bayramlarda ve önemli günlerimizde farkına vardığımız tatlı veya acı anılarımızın ifadesi bilgelik taslamak değil, bana göre “anımsatmak”tır.

Evet, ilk anımsatmak istediğim husus, yaşadığımız doğada var olan pek çok cansız ve canlı varlıklar içinde, akıl ve düşünme yeteneğimiz ile biz insanları çok özel halde olmamızı sağlayan Yaradan’ımıza minnet duymamızın gereğidir. İkincisi, insanlığın özelliğini sağlayan sevgi ve saygı esaslarına, özveri, liyakat ve adalet kavramlarını ekleyerek, bu iki temel hususun yaşam felsefemiz olmasını sağlamaktır.

İnsanlara bu denli avantajları yükleyen Tanrı, onların, “güç bende, istediğimi yaparım yerine, akıl bende, iyi düşünüp, doğayı korumak için gerekeni yaparım.” demesini istemektedir. Belki de üstteki iki husus böylece tamamlanıp iyi insan olmanın gereği yerine gelecektir. Ancak Tanrı’nın kuralları olarak ortaya çıkan dinler, farklı zamanda ve farklı yayıcılar ile sunuldukları halde, henüz insanlığın yarısına ulaşamamıştır. Diğer bir gerçekte, farklı inanışlara rağmen bilim ve teknolojik uğraşı, evrensel hukuk ve demokrasinin güzellikleri, iyi insanlığa yönelişe yardımıdır.

Çağdaş bilim, verimli hizmetler, güzel uğraşılar ile oluşan hak, hukuk ve adalet, bencil bireyleri azaltıp, özverili bireyleri artırır. Bir asır önceki atalarımızın Cumhuriyet ile kendimizi yönetme hakkımızı, demokrasi ile de sürdürme uğraşımızı kazandırmasına da ayrıca şükranlarımızı zaten göstermekteyiz. Umarım bunu hiç unutmaz ve çağdaş bir millet olmaktan geri kalmayız.

Çünkü bunun, Bağımsızlık ve Kölelik gibi birbirine zıt sonuçları vardır. Ülkemizde 1924 de yok edilen kölelik, 2024 de yeniden inşa edilmek isteniyor. 15 Temmuz 2016 da provası yapılan bu olayın tehlikeleri, 8 yıl sonra yerini koruyor. Nedeni, makam ve koltuklar hala onların desteğindedir. Çünkü 60 milyon seçmenimizin 12 milyonu, bu çağ dışı örgütlerin kölesidir. Bu yüzden tehlike sadece FETÖ değil, yüzlerce tarikat ve cemaat’in her biri en az FETÖ kadar tehlikeli olması ile ilgilidir.

Ülkemiz 22 yıl önce AB üyeliği için yola çıkmış ve bu potansiyel ile bir süre sonra yıllık milli geliri 10 bin $/yıl’ı geçmiş ama samimiyetsizlik nedeni ile ekonomi çökmüş ve bu gününün milli geliri 6-7 bin $/yıl’a düşmüştür. 22 yıl önce özelleştirerek, önceki 80 yılın üreten tesislerini verimli hale getirseydik, bu günkü işsizlik patlaması olmaz ve cari açık önemli ölçüde az olurdu.

Peki, bu nasıl olurdu? Hizmette verimlilik, yatırımda planlılık ve eğitimde çağdaşlıktır. Çünkü her büyük yatırım $ olarak 5-10 kat fazla maiyet ile borçlanılmış ülke giderleri dipsiz kuyuya dönmüştür. En masum ifade ile sebep, özverisiz olmaktır. Bu gün, 12 milyon sığınmacı barındırmaya devam ederken, bayramda kendimize, neden kurban kesmiyor, köyümüze gidemiyoruz ama uçan kuşun vergisi ile bedel ödüyor uz’u anımsatmak istiyorum.

22 Haziran 2024

Hüsnü ARSLAN

Yorum bırakın