Son Pişmanlık

Hatalı işlerimiz veya kararlarımızdan üzülür ve pişmanlık duyarız. Eğer pişmanlıkları fark edip geri dönüş zamanımız kalmışsa şanslı sayılırız. Pişmanlığı giderme şansımız kalmamışsa son pişmanlığın yararı olmadığını anlarız. Ne yazık ki, yaşam boyunca bu ve benzeri kararlarımız aynı kapsamdadır. Dolayısıyla da, “son pişmanlığın faydası olmayacağı” uyarımız çok önemlidir.

Teknik eğitim alan ve teknik işlerde çalışmaya başlayanlara, en çok söylenen “On kere ölç, bir kere kes.”uyarısıdır. Bu uyarı ortamında epeyce zamanım geçti, baştan aptal gibi görüldüğümü algıladım ve içimden, uyaranın ukalalığı sanırdım. Ama zamanla bazı hatalarım beni uyandırdı. Çünkü genç hafızama güvenip hatasız olamayacağımı, sıkıntılarım veya ince iş düşüncem dolayısıyla yanlışlarım olacağını anlamış oldum.

Malum, her işin bir tekniği vardır. Başarılarımızın püf noktasına, işin ne olursa olsun o tekniği öğrenerek ulaşırız. Eğitim ile öğretim arasındaki ince çizgi de budur. Teorik eğitim ya da ezber, bilmek olmadığı gibi unutulmaya mahkûmdur. Bu yüzden, pratiği olmayan bir öğretime eğitim denmez. Ana okul ve ilköğretime, eğitim tanımlaması yapılmamış olması da, o yaşların uygulamaya değil, oynamaya uygun olmasıdır…

Eğitim yaşı, 10 ile 18 yaş arası olarak bilinir. Daha da fazla uygulamayı gerektiren üniversitelere de, Yüksek Öğretim denilir. Çünkü eğitim yaşını aşmış, uygulayan, uygulatan ve araştıran olmak amaçlıdır. Yani, eğitim ile öğretim arası diğer bir ince çizgi buradadır. Eğitimci olmadan çamlar devirdim. “Öğrenmenin yaşı, beşikten mezara kadar”ı da ekledikten sonra, 80’i deviren olarak yaşarken püf noktasına ulaşmak için yazdığımı kabul edin.

Teknik eğitim örnekleri ile tanımladığım son pişmanlık, aslında toplumun temel bir sorunudur. Çünkü “Ev alma komşu al. Kızını dövmeyen dizini döver” örneklemeleri, tümüyle son pişmanlığın önemli adımı ve eğitimin sosyal yanıdır. İnsani değerlerden yoksun eğitim sistemine, dindar ve kindar toplum yetiştirme kavramı eklenince, son pişmanlıktan uzak kalınabilir mi? Son 20 yılda yok edilen zina ve kıyafet yasaları, aile dağılmaları sebebi olduğu televizyonların kayıp-kaçak programları ile görülüyor.

Ülkücü ama milliyetçi olamayan, dindar ama kul hakkı yiyenlerin,  ülkeyi yöneten olması sosyal bir sorun değil mi? Makam ve saltanat hırsı yüzünden, artan işsizlik ve yoksulluğu göremeyecek kadar büyülenmiş bir toplumun demokrat olduğu kabul edilir mi? Dini bilgileri artsın amacıyla kur’an kurslarına yolladığın çocuklarına taciz ve tecavüze eden veya yeltenen din görevlilerini korumak doğru mudur?

Evet, alnı yere değiyor diyerek birkaç paket makarna ve bakliyata muhtaç bırakanları göremeyenler, sana kölem diyen din tacirini Tanrı’nın elçisi sananlar, asla demokrat olamazlar. Böylelerinin çocukları imam okullarına, dindarların çocukları ABD’deki veya buradaki Amerikan okullarına giderler. Buna razı olanların, son pişmanlığı anlamadıkları kanıtlanmış olmaz mı?

19 Eylül 2021

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s