Husumet, aile, arkadaş, komşu ve milletler arası çıkar kavgalarının ortak tanımıdır. Milletler arası kavgalar ise, demokrasi diyerek azalacağına artmaktadır. Örneğin, binlerce Km uzaktan gelen ABD, Ortadoğu’da çıkar savaşları yapabilmektedir. Bunun son örneği ve son bir aydır süren Ortadoğu’daki İsrail ile ABD’nin, İran’ın petrolüne göz dikerek saldırmasıdır. Evet, son bir aydır, bu ülkeler arasındaki füze saldırılarının asıl nedeni sadece petrol olsa, Suudi’ler gibi kişiliksiz olup, al petrolümü bırak yakamı demek kolay olur ama her millet böyle bir kolaylığı tercih edemiyor.
Yıl – MS 375’de Ortaçağ başlıyor ama 1299’a gelindiğinde, bu günkü Bilecik ili Söğüt ilçesinde Osmanlı Beyliği kuruluyor. Yıl – 1453 de Osmanlı Doğu Roma olarak kalan İstanbul’u alınca, Ortaçağ bitiyor ve Yeniçağ başlıyor. Yıl 1520 Osmanlı Akdeniz ile Karadeniz’in tüm kıyılarını, hatta Arap yarımadasının tamamını alıyor ama kafaları hala Ortçağ’da kalıyor. Ancak, Müslüman ve gayri müslim bunca milletlere rağmen tek bir Müslüman ama arap olmayan bir millet ile hem koşu, hemde dost kalıyor.
İşte bu millet, bizim dahi sessiz kaldığımız arap kültür istilasına karşı milliyetini teslim etmeyen ve en az 4-5 bin yıldır aynı yerde yaşayan Fars’lar(Pers’ler), ya da Acem’ler yani, bu günün İran’ıdır. Peki, Osmanlı ve de Selçuklu ile hiç mi kavgası yoktur? Elbette olmuştur ama “husumet” olarak başlamış ve uzlaşılarak dostlukları devam etmiştir. Çünkü her iki milletin de, dost olarak devam etmek için iyi değerleri vardır.
Yıl 1789 Avrupalı kilise tutuculuğu ve baskılarına dur demiş ve Yeniçağ, yakınçağ olmuştur. Ardından, Amerika kıtasını keşfedip sonra, bilim ve teknoloji devrimlerini başlatmıştır. Yıl 1922, Osmanlı Ortaçağ yorgunu olarak ömrünü tüketmiştir. Bu arada, Hıristiyanların gözü açılmış, Müslümanlar daha da derin uykuya dalmıştır. Yıl 1950, Araplar hala uykuda, Türkiye, İran, Irak ve Pakistan CENTO kıskacındadır. Giderek, Türkiye’de ABD yandaşlığı, İran’da ise molla hazırlığı devam etmiştir.
İran halkı molla’lardan memnun değil ama çaresizdir. Çünkü Şah keyfiliğinin isyanı sununda gelmişler, buna rağmen Mollalar ABD uşağı olmadığı en azından bu gün anlaşılmıştır. Türkiye de durum çok farklı demokrasi adına yasaklanmış tarikatlar, ABD demokrasisi ile hortlatılmış ve 100’den fazlasına kadar çoğalmıştır. Peki, zararları nedir? Gayet açık, en son 17 Temmuz 2016 zararı hala devam etmektedir.
İşte mollalara rağmen İran dostluğu hala sürüyor ve azgınlaşmış Siyonist ve Emperlal güce dayanmaları, bizim içinde yenilmiş makûs talih olacaktır. Bu iki aziz milletin, asıl görmesi husus, mutlaka gerçek demokrasiyi kabullenip yaşamaları gerekir. “Biz, siz istediniz diye geldik ama siz isteseniz de gitmeyeceğiz” diyen imamlar kadar, “bizi siz seçtiniz ama yeniden seçtikleriniz bizden başkası olamaz” diyenler de, tehlikelidir.
Araplar, %65’i Fars olan İran halkına arap olmayan tanımında acem demişlerdir. Ama %65’i Türk olan Osmanlı Müslümanlarına, belki Osmanlı esareti etkisiyle arapça bir isim vermeselerde, arap sevicilerini, “”araptan çok arap olanları” öne çıkarmışlar ve onlar sayesinde duru Türkçemizi arap saçına döndürmüşlerdir. Umarım, “Husumet” başlığı altında Türk – İran dostluğunu yeterince anlatmışımdır.
30 Mart 2026
Hüsnü ARSLAN