Sığınmacı Bilmecesi

Ülkemiz, 1984 yılından itibaren PKK terör saldırıları, 1986 yılından itibaren FETÖ ihanetleri, 2011 yılından itibaren de Suriye’den kovulan sığınmacı ile aynı zamanda Taliban’dan kaçan Afganlıların etkisinde kalmıştır. Ne yazık ki bu olaylar, büyük müttefikimiz dediğimiz ABD’nin planlı düşmanlıkları ile yönetilip yönlendirilmiş ve Talimatlarına karşı gelemeyen yönetimlerimizce kabul görülüp, iki ucu kirli değnekler olarak bu günlere gelinmiştir.

Evet, bunca zamandır tüm ayrıntılarına kadar bildiğimiz bu gelişmeleri görmezden gelen bizler, durumun sosyal ve siyasi olumsuzluklarına, COVİD-19 salgını eklenince, anya ile konyayı ancak anlayabildik. Olayların seyri dönemlerindeki yönetimler ve özellikle de son 20 yılın AKP yönetimi, olayların sığınmacı bilmecesi durumuna gelmesinden sorumludurlar.

Konumuz sığınmacılar olduğuna göre, yaklaşık on milyon söz konusu sığınmacının ülkemize gelişi ile neden olduğu sosyal ve ekonomik sıkıntıları açmamız gerekiyor. ABD ikinci dünya savaşının kahramanı çıktıktan sonra, kabadayılığını ilan etmiştir. Bu bakış açısı ile nerede ganimet varsa oraların kapılarını çalmış ve örtülü tehditler ile istediklerini elde etmişlerdir.

Örneğin, Nazi istilasından kurtardığı Avrupa ülkeleri ile Sovyet yönetimlerini avuç içine almıştır. Nükleer silah kullanarak susturduğu Japonya’yı koruma şemsiyesi altına alıp masumiyet rolüne girmiştir. Ortadoğu petrollerinin işletme ve pazarlama ve de Yahudileri İsrail’e yerleşimine yardım amacıyla, binbir karalama ile danışıklı düşman ilan ettiği Sovyetlere karşı Türkiye, İran ve Pakistan paravan hale gelmiştir.

ABD’nin, Bağdat Paktı ve Cento anlaşmaları ile bölgemizdeki faaliyetlerinden sadece ülkemize olan etkilerini ele alarak verdikleri zararları kısaca belirtelim. 1946 da gelip, demokrasiye hemen geçin talimatı verilmiş. Bu itirazsız kabul edilince, arkasından Köy Enstitüleri ile uçak üretimi gibi işletmeleri kapatmamızı istemişler. 1950 seçimleri sonrasında da yüksek faizli dış borçlandırma başlamıştır.

Yüksek faizli borç verenlerin genel adı tefeci, amacı da, borçlunun malına mülküne göz koymaktır. İşte ABD böyle bir tefecidir. Menderes’ten her istenilen alınsaydı, 27 Mayıs darbesi olmazdı. Demirel de bu sistemden ceza almış ama hiç değilse hayatına mal olmamıştır. Özal daha az şanslı olup, şaibeler ile hayatından olmuştur. Erdoğan ise, BOP eşbaşkanlığı, FETÖ’ nün darbe ihanet olayları ve İzmir papazı Brunson olayı asla hafife alınmamalıdır.

Evet, bu adı geçen devlet adamlarımızın sıkıntılarını çoğumuz biliriz. O dönemlerin tamamını yaşadığım için yazmak istedim. Haksızlıkların karşısındayız ama hataları da eleştireniz. Hepsi sandıktan çıktık dediler ama sırtlarını sandığa değil, tefeciye dayadılar. O yüzden biz, teröre ve dışa bağımlı kalıyor, parçalarını üretip,  parasını ödediğimiz F-35’lerimizi alamıyoruz. Tefeci istediği için on milyona varan sığınmacıyı barındırıyoruz. Suriyeli ve din kardeşliği olayın maskesi ve 40 yıllık terör de tefecinin meşalesidir. Hatamız, bunları bildiğimiz halde sırtımızı onlardan kurtaramamaktır.

14 Mayıs 2022

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s