Yasaklar İçinde Bir Mayıs

Bu gün de, salgın ortamındaki Emek Bayramına bakalım istedim. Amacım, toplumun her kesimindeki diyalog eksikliğinin boşluğunu, dayatma anlayışlarının dolduruşuna işaret etmektir. Covid-19 salgını zararları, emek ve inanç özgürlüğümüzü etkilemiştir. Bunları bir arada değerlendirebilmek için daha sosyal, demokrat akılcı ve gerçekçi olup, 44 yıl önce yaşanmış talihsiz bir olayı yaşatmanın gereksizliğini anlamalıyız.

İstanbul, hala Türkiye’nin en yaygın iş ve ekonomi merkezidir. Taksim meydanı ise, geçmişin özgürlük alanı sayılırdı. Bu bakımdan özellikle işçi sendikalarının her bir Mayısta gösteri alanı olmuştur. Ta ki,kanlı 1 Mayıs 1977 de, 34 kişinin ölümü ve 136 kişinin yaralanmasına kadar. Bu alan, sonraki yıllarda, karşılıklı dayatmanın yeri olmuş ve bu dayatmalar herkesi tedirgin etmiştir. Şimdi ise Taksim, beton yığınları ile sıkışık ucubeliğin örnek yeri olmuştur.

Dayatma nedir ve neden oluyor? Bilinçsiz ama lafta da olsa demokrat toplumlarda, güçlerin yarışması, amiyane tabiri ile “sidik yarışması” oluyor. Bunun nedeni darbe mantığıdır. Yani, demokrasinin uzlaşma olduğunu anlayamamış olmaktır. Çatışma ile kazanan yoktur.  Saygın ve kazançlı olmanın çaresi, demokrasinin özümsemesindir. Buda ancak pozitif eğitimli ve çağdaş toplum sayesinde olabiliyor.

Demokrasi, ekonomi ve dürüstlükte,  Avrupa düzeyine ulaşmak için bir asırlık zaman farkımızın olduğu gerçektir. Dağarcığımızı besleyemedikçe, bu zaman daha da uzar. Bazı kolaycılar buna inanç farkı diyor. Hiçte öyle değil, 226 yıl önceki Fransız ihtilali sonuçlarını iyi anlamamız gerekir. Bu gün nüfusumuzun büyük bir bölümü tarikat köleliğine razı ise, hatayı başka bir yerde aramanın faydası yoktur.

Bağışlayın, konumuzun aslı emekçilerin bayramı Bir Mayıs’tan uzaklaştık. Ülkemizde sendikalaşma 1961 anayasası ile başladı. 60 yıllık böylesine önemli sosyal yapılaşma bence bir arpa boyu mesafe alamamıştır. Hala şu sendika veya bu sendika diyerek bölünmeler devam ediyor. Hala toplu sözleşme görüşmelerini, işyerinin ekonomik gerçeklerine dayandıran olamadı. Hala greve çıkan işçiye sendikaların para desteği sağlanamadı. Bu konudaki suçun aslan payı, bilinçsiz üyelerin çoğunlukta oluşudur.

Hakkını alamayan bir emekçi, işvereni devlet bile olsa suçlamasın. Çünkü işveren de çok kazanmak ister. Ben aralıksız 45 yıl çalışmış biriyim. Her işveren çalışanını ya hiç sendikasız, ya da kendine yakın gördüğü sendikada olmasını ister. Bunu birde şöyle anlatalım; Yandaşları ve fanatikleri yardımıyla, 19 yıldır koltuklarında kalıp sarayları içinde savurganlıklarına devam eden AKP neyse, ödediğiniz aidatlar ile saltanatlar süren sendikalar da odur.

İyi giden aile yaşamı için “kadın eli değdi” deriz. DİSK Başkanı Sn. Arzu Çerkezoğlu da, akılcı ve gerçekçi yaklaşımı ile sendikacılığa bu güzelliği getirdi. Sendikalarımızın daha güçlü olabilmesi için her iş dalındaki federasyonların, tek konfederasyona bağlı olması gerekiyor. Böylece, hak ararken etkili, grevdekilerin moralini artırmış olurlar. İşinde ve savunmasında başarılı olmak, “Hak verilmez alınır” düşüncesinin esasıdır.  Salgında aşı dahi bulamayan bir toplum, zaten kötü kaderine razı demektir.

29 Nisan 2021

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s