Şİkayet ile Geçen Bir Bahar

Bizim Ülkemizin Baharı, Nevruz ile başlar ve Hıdrellez ile tamamlanır. Ama bu yıl,  Coronavirüs ile başladık ve COVİD-19 ile devam ediyoruz. Bizlere göre bahar, doğa içinde bulunan tüm canlıların yeniden uyanış ve umutlanışıdır. Bizler, belki de tüm insanlık, anlamadan geçirdiğimiz bu yılki bahardan şikâyetçiyiz. Başa gelen çekiliyor ama üstadımız Neyzen Tevfik’in “Hayat çatlak bardaktaki suya benzer. İçsen de tükenir içmesen de. Bu yüzden hayattan tat almaya bak. Çünkü yaşasan da bitecek yaşamasan da.” sözlerinden, günün şartlarına karşı teselli bulmak istiyoruz.

Şikâyetimiz tabii ki virüstendir. Virüse karşı tedbir alıp riskleri göze alarak mücadele edenlerden şikâyetçi olmak aklımızdan dahi geçmez. Virüsü çıkar savaşlarına alet ve ekonomik pastadan yeni pay isteyenlere karşı tehdit aracı olarak kullanma iddiaları vardı. Bu günlerdeki yeni bir iddiaya göre, önce aşısını hazırlayıp patentini alan ve sonra o aşının virüsünü hazırlayıp dünyaya salandan söz ediliyor.

İnsanlığın baş belası olan bu virüs eğer yapma ise, şu ana kadar hayatını kaybeden 330 bin insanın vebalini nasıl taşıyacaklar? Benciller ile kötülerin olduğunu görüyor ve biliyoruz ama bu derece kötülüğü düşünmek bile istemiyoruz.

Genelleme yerine şikâyetlerimiz ile devam edelim. Virüs ile mücadelede önce kendini koruma esası vardır. Mücadelenin asıl sahibi sağlık çalışanları dahi onca önlemlere rağmen hastalanıyor, hatta hastalığı yenemeyip vefat ediyor. Bu görevli aldığı eğitim bitirince, ettiği yeminin bilincinde işe başlamıştır. Ama vefatından sonra iş kazası mı, meslek hastalığı mı, ya da şehit mi olacağı bilinmiyor. İki yıllık Vekiller, kendilerini ömür boyu kıyak emekliliğe hak sahibi yapıyor ama sağlıkçının durumu belirsiz.

Hastalanmış ve tedavi edilmiş bir vatandaş köyüne gidip karantina yasaklarını deliyor ve bir hayvanını kesip herkese ziyafet çekiyor. Bu hasta, tedavisi bittiğinde kendisine imzalatılan yazıdaki şartları kesinlikle okumamış, tek hasta kendi iken, tüm çevresi hasta olmuştur. Hastalara karantina, diğerlerine de sokağa çıkma ve evde kal deniyor ama biz sebeplerini anlamayacak kadar et beyinli oluyoruz. Neden acaba?

Yaşlılar nevruz ile birlikte evde kalmaya başladı, Hıdrellez geçti ve onlar hala evdedir. Elden ayaktan düşmemiş her yaşlının tek arzusu, kendi ihtiyacını görmek istemesidir. Aldığı malın kalitesi ile fiyatını beğenmek istemesi son işi ya da hobisidir. Çocukları ve torunlarının yardımlarından memnun olsalar da, sağlıklı oldukları sürece onları yormaktan mutsuz olurlar.

Salgınlar ile savaşlar azalınca, umutlar ve yönetime güven artar. Ekonomik sıkıntı ile işsizlik artınca, güven ve umutlar azalır. Demokraside umudun kaynağıdır. Ama virüs ile mücadele gereğini anlamayanlar, özveri ile bencilliğin farkını da ayıramıyor.

20 Mayıs 2020

Hüsnü ARSLAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s